27 Eylül 2008 Cumartesi


şimdilerde ayakları 42 beden bir yola koyuldu..

25 Eylül 2008 Perşembe

ve hikayesi kısaca böyleydi.. cinayetinin eskizlerini çekmecesinde saklıyordu. her gece biraz daha susuyordu ve her
gece
bir
ufak
yok
oluş daha yaşanıyordu ikliminde..

20 Eylül 2008 Cumartesi


16 Eylül 2008 Salı


14 Eylül 2008 Pazar


12 Eylül 2008 Cuma




1 Eylül 2008 Pazartesi

sağlık bazlı problemler nedeniyle bir süre daha buralarda değil..

15 Ağustos 2008 Cuma



12 Ağustos 2008 Salı



11 Ağustos 2008 Pazartesi

8 Ağustos 2008 Cuma

6 Ağustos 2008 Çarşamba

uzun günler ve kısacık geceler geçiriyordu. hep uykulu.. küçük bir çaybahçesinde dökülmek istercesine oturdu iskemleye. kambur sırtını öreten gömleği düzgündü. ve gözleri üzgün.. gecelerce geçmişi düşünmüştü. fotoğraflar, ufak kağıtlara küçük büyük yazılar, mektup zarfları.. aslında bunların hepsinin sebebi üç beş küçük hücrecikti.. üç beş küçük hücrecik.. yıllanmış bir bedende üç beş küçük hücrecik.. sesini düşündü kulağında; gözünde gülüşünü.. cılız kollarıyla sarılmak istedi o yıllanmış, yıpranmış bedene.

1 Ağustos 2008 Cuma


evet, bütün bunlar kendiğinden oldu


hayal kendiliğinden


düş kendiliğinden


yaşam kendiliğinden..

28 Temmuz 2008 Pazartesi

bugününü yarınını düşünmekle geçirdi. yarının ipuçlarını aradı bugünde.. geceye baktı, saat 11'e.. sonra 12'yi düşündü. buçuklarını pek sevmezdi bugünün.. buçukça yaşamayı da.. herşey tam olsun istedi. gece de aşk da ay da.. peki ya yarın? o da mı buçukluydu yoksa?

25 Temmuz 2008 Cuma

o gün günlerden dündü diye hatırlıyordu. aylardan bu ay, gecelerden sükut.. o gün denizin içinde karşıladı akşamı.. yağmurla kutluyordu deniz kadar soğuk gidişini.. kadehindeki kırmızıda ayın ışığı vardı. şehirde ise 15 milyon insan için tek bir yakamoz.. denizden şehre baktı, 15 milyonda bire.. birine.. fotoğraf kadar yalnız birine..

22 Temmuz 2008 Salı


20 Temmuz 2008 Pazar


15 Temmuz 2008 Salı

dönüp güncesine baktı.
gündüzüne..
etrafında masalar ve sandalyeler vardı
ayak altı fikirleri yerlerdeydi..
bir çift yaprak dalı,
yani bir çift göz..
papatyadan dudak olmaz ama,
yine de papatyadan bir dudak..
nefessizdi..
elleri de küçüktü,
ama saçları uzun..
karanlıktan ibret alıp güncesine baktı..
gündüzüne..

güncesi karanlıktı..
elleri kadar yumuk,
gözleri kadar göz,
nefesi kadar sade..

14 Temmuz 2008 Pazartesi

11 Temmuz 2008 Cuma